2006 Ramazan Umresine Gidiyorum
Bu yıl eşimle birlikte Hacca gitmeye çok niyetlendik. İçimizde yanan yangını söndürebilmenin Mekke ve Medine'nin hasretini bir nebzede olsa söndürmenin özlemi ile hacc kayıtlarının başlamasını geçen yıldan bu yana bekledik.
2006 Hac kayıtları duyuruları açıklanınca o denli çok üzüldük ki bunu ifade edebilmemiz için Haremeyn sevdasında yanmak gerekir diyebilirim.
Çok üzüldük. Zira Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı açıklamada yeni hac kayıtlarının yapılmayacağı geçmiş yıllarda kayıt olup ta gidemeyenleri alacağını açıklamıştı. Başımızdan kaynar sular dökülmüş , tüm hayallerimiz bir anda uçup gitmişti.
Ne yapalım derken duymuş olduğumuz bir hadisi şerif müjdesi üzerine Ramazan Umresine gitmeye karar verdik.
Hadisi şerifte peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şunları müjdeliyordu. "Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbni Mâce) En azından bu müjdeye muhatap olmak ve bu değerli ibadeti yapmak amacıyla Ramazan umresi yapmaya karar verdik.
Bir yandan Diyanetin umre programını takip ederken diğer yandan da özel firmaların umre programlarını takibe aldım. Gerek fiyatlar , gerek kalınacak gün sayısı ve gerekse de hizmet ve kalite açısından tümünü gözlem altına aldım. Aslında gönlümde ağır basan Diyanet İşleri Başkanlığının hizmeti idi. Ancak sürekli duyduğumuz özeller daha iyi önerilerini de kulak arkası etmemek istedim.
Bu nedenle internetten, gazetelerden ve bildiğim turizm bürolarına giderek araştırmaya başladım. Bir çok turizm firmasının internet sayfası yenilenmemiş, bir çok büro kapalı ve bir kısmı da yazdığım e-postalara verdikleri cevaplarda internetten sayfamıza bakın diye yazmışlardı.. Sadece bir firma bürosu açıktı. Gayet ilgi ile karşıladılar. İspa turizme ait olan bu büroda da henüz Ramazan umresinin fiyatları belli olmadığı , elemanların Arabistan'da otel tespiti yapmaya gittiğini belirtmeleri üzerine diyanetle gitmeye kesin karar verdim.
Ve gerekli belgeleri hazırlayarak kişi başı 980 Avro yatırarak aşımızı olarak bağlı bulunduğumuz Müftülüğe kayıt işlemlerimiz yaptırmak üzere 8 Ağustos 2006 da gittik.
Ve umre kaydımız yapıldı. 14 Eylüle kadar İstanbul Müftülüğünce aranacağımız söylendi.
Hareket gün ve saati o gün bildirilecekti.
2006 Hac kayıtları duyuruları açıklanınca o denli çok üzüldük ki bunu ifade edebilmemiz için Haremeyn sevdasında yanmak gerekir diyebilirim.
Çok üzüldük. Zira Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı açıklamada yeni hac kayıtlarının yapılmayacağı geçmiş yıllarda kayıt olup ta gidemeyenleri alacağını açıklamıştı. Başımızdan kaynar sular dökülmüş , tüm hayallerimiz bir anda uçup gitmişti.
Ne yapalım derken duymuş olduğumuz bir hadisi şerif müjdesi üzerine Ramazan Umresine gitmeye karar verdik.
Hadisi şerifte peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şunları müjdeliyordu. "Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbni Mâce) En azından bu müjdeye muhatap olmak ve bu değerli ibadeti yapmak amacıyla Ramazan umresi yapmaya karar verdik.
Bir yandan Diyanetin umre programını takip ederken diğer yandan da özel firmaların umre programlarını takibe aldım. Gerek fiyatlar , gerek kalınacak gün sayısı ve gerekse de hizmet ve kalite açısından tümünü gözlem altına aldım. Aslında gönlümde ağır basan Diyanet İşleri Başkanlığının hizmeti idi. Ancak sürekli duyduğumuz özeller daha iyi önerilerini de kulak arkası etmemek istedim.
Bu nedenle internetten, gazetelerden ve bildiğim turizm bürolarına giderek araştırmaya başladım. Bir çok turizm firmasının internet sayfası yenilenmemiş, bir çok büro kapalı ve bir kısmı da yazdığım e-postalara verdikleri cevaplarda internetten sayfamıza bakın diye yazmışlardı.. Sadece bir firma bürosu açıktı. Gayet ilgi ile karşıladılar. İspa turizme ait olan bu büroda da henüz Ramazan umresinin fiyatları belli olmadığı , elemanların Arabistan'da otel tespiti yapmaya gittiğini belirtmeleri üzerine diyanetle gitmeye kesin karar verdim.
Ve gerekli belgeleri hazırlayarak kişi başı 980 Avro yatırarak aşımızı olarak bağlı bulunduğumuz Müftülüğe kayıt işlemlerimiz yaptırmak üzere 8 Ağustos 2006 da gittik.
Ve umre kaydımız yapıldı. 14 Eylüle kadar İstanbul Müftülüğünce aranacağımız söylendi.
Hareket gün ve saati o gün bildirilecekti.
2006 Ramazan Umresi öncesi ilk seminerdeyiz
11 Eylül 2006 günü saat 18.00 sıralarında çalışıyordum. Çalan telefona cevap vermek üzere ahizeyi aldım. Görüşme aynen şöyleydi.- Efendim... - Mehmet Mavi...
- Hayır ...Yanlış numara deyip telefonu kapatacakken
-Erol Kara
-Evet , benim...
-Diyanetten arıyorum. Umre için müracaat etmişsin.
-Evet.. -14/09/2006 günü öğlen namazından sonra Süleymaniye Camiinde seminer var. Oraya gelin.
- Teşekkür ederim.
Telefon kapandı. Tüm konuşma boyunca şaşkınlık ve heyecan içinde kalmıştım. Telefonun açılış şekli çok garipti. kalın bir erkek sesi direkt tanımadığınız bir isimle konuşmaya başlıyor. Ya o an telefonu kapatsaydım. Acaba telefon görüşme adabı böyle mi oluyor. ( Toplantı günü bu tür konuşmadan şikayetçi olan bir kaç kişi daha olduğunu gördüm )
Müftülük görevlisi adının Ataman olduğunu öğrendiğim bir görevli kendini tanıttıktan sonra söze başladı.
Gayet beyefendi , kibar bir insandı. Her haliyle ve kıyafetiyle efendi bir olduğu belliydi. Kibarca konuşmasını sürdürdü. Umreden , yolculuğumuzdan söz etti. Elindeki listeden tek tek çağrı yaparak Diyanetten verileceği söylenen umre çantaları dağıtıldı.
Umreciler çantaları aldıktan sonra mırıldanmaya başladı. Çantaların içi boştu. Söylenen bir söz " yahu içine umre ile ilgili bir kitapçık ya da bir dua kitabı koyarlar...Bu ne bomboş çanta..."
Üç kişi beraber gidecek bir umreci ailede eşlerden birinin , bayan olanın ayrı uçakla gitmesinin ortaya çıkması ile bir dalgalanma oldu. Olayın düğümü Müftülükte çözülecekti.
Kalacağımız otelle ilgili bilgi alamadık. Bu bilgi İstanbul Müftülüğünde de yoktu.
Kafile grup sorumlumuzun Balıkesir Müftülüğünden İdari ve Mali İşler Şefi Sn Seydi Sarı olacağını da bu arada öğrendik.
Tüm umreciler dağılmış son olarak görevli ile birlikte camiyi terk ediyorduk ki, 65-70 yaşlarında bir bayan nefes nefese yanımız geldi. Kendisinin Esenyurt'tan geldiğini , yolların çok sıkışık olması yüzünden geç kaldığını söyledi. Görevli ona da çantasını verdi. Böylece çanta dağıtma toplantısı bitmişti.
20 Eylül 2006 günü saat 21.45 te uçakla Cidde'ye hareket etmek üzere SÜLEYMANİYE CAMİNİ geride bıraktık..

YOLA ÇIKTIK
20 Eylül akşam 1800 sularında Atatürk havaalanına doğru yola çıktık. Gelin arabası gibi hazırlanmış otomobilde giderken geride gözü yaşlı , imrenerek bakan gözleri ve buruk gönülleri bırakarak yola çıkmıştık.
Saat 1900 sıralarında havaalanında idik. İlk işimiz beraber gideceğimiz kafile sorumlusunu bulmaktı. Kısa bir aramadan sonra onlara ulaşmıştık. Kafile sorumlusu olduğunu söyleyen kişiye geldiğimizi söyledim. Sonra grup hocamız olduğunu daha önce öğrendiğim Seydi Sarı'yı sordum. Henüz ortada yoktu. Kafile başkanı da grup hocamızda Balıkesir'den gelmişti. Kafile çevremizde idi. Balıkesir , Bursa, Tekirdağ ve İstanbul'dan gelen umreciler aynı kafilede toplanmıştı. Kafile başkanı birazdan pasaportların dağıtılacağını söyledi.
Pasaportları beklerken eşimin ayrı bir gruba verildiğini öğrenince şok oldum. Bu ne saçmalıktı. Ben ayrı grupta eşim ayrı grupta idi. Başkana bu saçmalığın düzeltilmesini söyledim. Bana Mekke'de birleştiririz diye cevap verdi. Ben bunun şokunu yaşarken beterin beteri varmış, meğer... Yine İstanbul kafilesinden üç kişilik bir ailenin da ayrı uçaklarla Mekke'ye gönderildiğini öğrenince daha çok şaşırdım.
Karı koca ayrı uçaklarda yola çıkmış. Bu ne biçim organizasyondu anlamamıştım.
Pasaportları aldıktan sonra eşyalarımızı Kargoya verdik. Akşam namazı vakti geçiyordu ki havaalanı mescidinde gidip akşam namazımızı kıldık.
Tekrar kafilenin yanına geldim. Halen eşyalar kargoya teslim ediliyordu.
O arada kafile başkanını gördüm. İhramları giyip giymeyeceğimizi sordum. Cidde'ye gideceğimizden ihramları giyeceğimizi , ne zaman giymemiz gerektiğini haber vereceğini söyledi. Diğerlerini beklemeye başladım. Bir kaç umreci ile muhabbet ettim.

Yatsı vakti girmişti ve saat 2130a geliyordu. Yatsı namazımı kılıp kılamayacağımızı sorduğumda Cidde'de kılabileceğimiz söylendi. Ben vakti geciktirmemek için havaalanı mescidine yine gittim. Başka kabilelilere ait bir çok kişinin ihram giymeye başladığını gördüm. Ben de yatsı namazımı kıldıktan sonra ihramımı giydim. İhram namazımı kıldım. Niyetlenmeyi uçağa bıraktım.
Kafilenin olduğu yere döndüğümde bavul teslimi bitmiş pasaport kontrolünden geçtiklerini gördüm. Pasaport kontrolü için üzerimde ihramım olduğunu halde sıraya girdim. İkinci bekleme alanına geçtim. Beni görenler neden ihram giyindiğimi sorduklarında uçakta giyemeyeceğimi , Cidde'ye ihramsız gidemeyeceğimi açıkladım.

Hepsi panikledi. İkinci bekleme alanında ihram giyilecek alan da yoktu. Umrecilerin bir kısmı son bölümde , diğerleri uçaktaki koltukların arasında ihramlarını giymeye çalıştılar. Ortalık cümbüş yerine dönmüş. Komik bir durum ortaya çıkmıştı.
Uçak 1 saat rötarla 23.15 havalandığında erkeler ihramlarını giymeye daha sonra devam etti.
İhram duası yapılarak tekbir , tehlillerle yola devam ettik.
5030 sayılı THY uçağı 14000 feetten 830 km hızla İstanbul'u geride bırakmıştı.
Uçaktaki tek sıkıntımız içme suyunun çok az verilmesiydi. Su isteyenlere meyve suyu ya da kola içmeleri konusunda ısrar eden hostesler tepki almıştı
2006 Ramazanında Kutsal Topraklarda Girmenin Doyulmaz Hazzı
MEKKE'YE GELDİK
3 buçukluk saat uçak yolculuğundan sonra 21 Eylül 2006 günü saat 0215 te Cidde havaalanına indik. Cidde havaalanındaki işlemlerimiz çok kısa sürdü. İçimizdeki heyecan giderek artıyor bir an önce gözlerimiz bizi Mekke'ye götürecek otobüslerdeydi. Koltuklarda yer aldığımız zaman lebbeyk Allahümme lebbeyk sözleri de dillerimizden dökülmeye başladı. Mekke yolundayız.
Sabah ezanları okunurken saatler 0450 i gösteriyordu. Yol üzerinde , Cidde çıkışında yol üzerinde bir mescitte duraklayan otobüslerden inerek cemaatle namaz kılmak üzere camiye girdik. Az sonra namaza durduk.
Gün ışımış otobüsler bizi Mekke sokaklarından geçerek kalacağımız otelin önüne getirdi. Saat 0630... Otelin kapısında bulunan tabelada Habiba otel yazılıydı. İnmek üzere tam yerlerimizden kalkmıştık ki , görevlilerin kimse inmesin uyarısıyla yerimizde kaldık. Bizden önce otele gelen kafilenin diğer yolcularından bazıları otel kapısında idi. 5-10 dakika otobüsün içinde bekledikten sonra olay anlaşılmıştı.
Otelde yer yoktu. Otel rezaletinin başladığı an bu dakikadan itibaren başlamıştı. Diyanetin otel rezervasyonunu geç yapmış olması nedeniyle otelde yer yoktu.
Otobüsler tekrar harekete geçti. Habiba otelin Mescidi Hareme olan yakınlığını görünce de iyice üzülmüştük. Oradan uzaklaştık. Yine Mekke yollarında dolaşarak büyük bir tünelin içinden geçerek yola devam ettik. Ve mahpascindeki bir otelin önünde durduk. Hareme 2 km uzaklıktaki otele gelince tüm umreciler tepki gösterdiler. Bize yakın oteller diye vaat edilmişti. Neden uzağa gelmiştik.
Açıklama tepkiler üzerine çabuk geldi.
Bu otelde 3-4 gün kalacak ve tekrar Habiba otele döneceğimiz söylendi. Bu otelin adı ALJAAD CROM MAHBAS idi. En lüks otellerden sayılıyordu. Ama günler geçtikçe otelin lüks olması kimseyi ilgilendirmiyordu. Çünkü hiç bir hacının ihtiyacını karşılamıyordu.
********
Ve öğlene doğru Mescidi Hareme doğru üzerimizde ihramlar olduğu halde dilimizde tekbir, tehlillerle yola çıktık. Otelin önündeki servislere binerek yola çıktık. Uzun tünelden geçerek geldiğimiz ilk yer peygamber aleyhisselamın evinin hemen arka tarafındaki tünel çıkışında indik. Ve Mescidi Hareme doğru 10 dakikalık bir yolu yürümeye başladık.
Mescidi Hareme girerken kalbimiz ağzımızdan çıkacak gibiydi.
Mescidi Hareme girerken gördüklerimiz , duygularımızın az çok bir farkla 2004 yılında yaşadığımız Hacc esnasında gördüklerimizden pek farkı yoktu. Orada yazdıklarımızı tekrar yaşar gibiydik
*****
RAMAZAN ve Teravih Namazları
23 Eylül 2006 akşamı
Mekke-i Mükerreme'de harem-i şerifte akşam namazını bekliyorduk. Birazdan okunacak akşam ezanını beklerken bir yanda da Kabe-i Muazzama'yı da seyrediyorduk.
Birden ortalığa yayılan top sesleri ile Haremeyn sakinlerinin yüzlerinde önce bir şaşkınlık ardından sevinçler okunmaya başladı...
Sevinenler , şükredenler ve birbirine Ramazan geldiğini müjdeleyenler dalga dalga yayılıyordu.
Yarın Ramazan'dı.
Ve Türkiye'den farklı olarak bir gün önce oruca başlayacaktık. Ramazan'ı Mekke'de karşıladık. Ve ilk teravih bu gecede idi.
Yılların verdiği alışkanlığın , Türkiye'de kılınan teravih namazlarının burada aynı şekilde olmayacağını gayet iyi biliyor. Ve kendimizi bunu hazırlıyorduk.
Heyecanlıydık.
Akşam namazları kılınmış Kabe'nin etrafı tavaf yapanlarla daha da çoğalmıştı. Müthiş bir kalabalık kelebekler misali dönüyor, dönüyor, dönüyordu. Bu ulvi kalabalığın arasına biz de katıldık. Tavafın ardından yatsı namazı kılmak için kendimize uygun yer aramaya başladık. Herkesin dilinde Ramazan konuşuluyordu.
Yatsı ezanı okundu.
İlk sünnetleri kıldık.
15-20 dakika sonra davudi ses kamet getirdi.
Ülkemizdeki gibi değil her cümle bir kez okunuyordu
Allâhu Ekber Allâhu Ekber.
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah
Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah
Birden ortalığa yayılan top sesleri ile Haremeyn sakinlerinin yüzlerinde önce bir şaşkınlık ardından sevinçler okunmaya başladı...
Sevinenler , şükredenler ve birbirine Ramazan geldiğini müjdeleyenler dalga dalga yayılıyordu.
Yarın Ramazan'dı.
Ve Türkiye'den farklı olarak bir gün önce oruca başlayacaktık. Ramazan'ı Mekke'de karşıladık. Ve ilk teravih bu gecede idi.
Yılların verdiği alışkanlığın , Türkiye'de kılınan teravih namazlarının burada aynı şekilde olmayacağını gayet iyi biliyor. Ve kendimizi bunu hazırlıyorduk.
Heyecanlıydık.
Akşam namazları kılınmış Kabe'nin etrafı tavaf yapanlarla daha da çoğalmıştı. Müthiş bir kalabalık kelebekler misali dönüyor, dönüyor, dönüyordu. Bu ulvi kalabalığın arasına biz de katıldık. Tavafın ardından yatsı namazı kılmak için kendimize uygun yer aramaya başladık. Herkesin dilinde Ramazan konuşuluyordu.
Yatsı ezanı okundu.
İlk sünnetleri kıldık.
15-20 dakika sonra davudi ses kamet getirdi.
Ülkemizdeki gibi değil her cümle bir kez okunuyordu
Allâhu Ekber Allâhu Ekber.
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah
Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah
Hayye ale's-Salâh
Hayye ale'l-Felâh
Allâhu Ekber Allâhu Ekber
Hayye ale'l-Felâh
Allâhu Ekber Allâhu Ekber
Lâ ilâhe illâllah
Yatsının farzı kılınmış son sünneti müteakip her vakit namazın ardından kıldığımız cenaze namazını da geride bırakmıştık.
Ve ilk teravih imam efendinin Allâhu Ekber demesiyle başlamış oldu.
Müthiş bir duygu. Müthiş bir heyecan ve Mekke imamının gür davudi muhteşem sesi ile ortalık derin bir sessizliğe bürünmüştü.
Mekke semalarında yankılanan Fatiha süresinden sonra Bakara suresinin ilk ayetleri okunmaya başladı
Ve iki saat süren bir teravih namazı böylece sürüp gitti. İnanın bu iki saati hiç anlamamıştık. Nasıl geçti. ne kadar sürdü, anlayamadık. Vitir namazını da cemaatle kıldık. Son rekatta bizden farklı olarak Vitrin son rekatını mezhepleri gereği tek olarak kıldık.
Burada farz namazlar hariç tüm namazlar iki rekat iki rekat kılınıyordu. İşte vitrin son rekatı da tek kılınıyordu.
Yatsının farzı kılınmış son sünneti müteakip her vakit namazın ardından kıldığımız cenaze namazını da geride bırakmıştık.
Ve ilk teravih imam efendinin Allâhu Ekber demesiyle başlamış oldu.
Müthiş bir duygu. Müthiş bir heyecan ve Mekke imamının gür davudi muhteşem sesi ile ortalık derin bir sessizliğe bürünmüştü.
Mekke semalarında yankılanan Fatiha süresinden sonra Bakara suresinin ilk ayetleri okunmaya başladı
Ve iki saat süren bir teravih namazı böylece sürüp gitti. İnanın bu iki saati hiç anlamamıştık. Nasıl geçti. ne kadar sürdü, anlayamadık. Vitir namazını da cemaatle kıldık. Son rekatta bizden farklı olarak Vitrin son rekatını mezhepleri gereği tek olarak kıldık.
Burada farz namazlar hariç tüm namazlar iki rekat iki rekat kılınıyordu. İşte vitrin son rekatı da tek kılınıyordu.

İmam efendi Fatiha ve ihlas süresinden sonra bir dua etti ki muhteşemdi. Her ne kadar Arapçayı anlayamıyorsak ortalığı saran manevi hava bizleri de ta derinlerden etkiliyordu.
15-20 dakika süren duadan sonra rüku , secde ve selamdan sonra namazı bitirmiştik. Bir süre kendime gelememiştim.
Muhteşemdi. Harikaydı.
Bu kelimler bile duygularımı anlatmakta eksik kalırdı. Bu muhteşem teravihler tam 30 akşam sürdü. Ancak her teravihte başta imamlar olmak üzere cemaat her gece gözyaşlarına boğuluyordu. Biz ise saf saf bakakalıyorduk. Bu ne güzel ibadet etmekti. Bu ne güzel bağlılıktı. Her gece hem Mekke'de hem Medine'de rahmet yağıyor sanırsınız.
Dedim ya anlatamıyorum. Gidin yaşayın.
Bu arada Türkiye camilerindeki teravih namazlarını düşünüyorum. Sanki hayatın hızlı akışına uydurulmak isteniyor, bir yere yetişecekmiş gibi süper sürat kılınıyor. Neden bizde de, Hatimle edâ edilmiyor
15-20 dakika süren duadan sonra rüku , secde ve selamdan sonra namazı bitirmiştik. Bir süre kendime gelememiştim.
Muhteşemdi. Harikaydı.
Bu kelimler bile duygularımı anlatmakta eksik kalırdı. Bu muhteşem teravihler tam 30 akşam sürdü. Ancak her teravihte başta imamlar olmak üzere cemaat her gece gözyaşlarına boğuluyordu. Biz ise saf saf bakakalıyorduk. Bu ne güzel ibadet etmekti. Bu ne güzel bağlılıktı. Her gece hem Mekke'de hem Medine'de rahmet yağıyor sanırsınız.
Dedim ya anlatamıyorum. Gidin yaşayın.
Bu arada Türkiye camilerindeki teravih namazlarını düşünüyorum. Sanki hayatın hızlı akışına uydurulmak isteniyor, bir yere yetişecekmiş gibi süper sürat kılınıyor. Neden bizde de, Hatimle edâ edilmiyor

Ramazanı Son Günleri Medine'deyiz
Ramazanın son 9 gününde Medine'de idik. Burada da Mekke'deki kadar güzel teravihler yaşadık.
Yalnız Mekkeli imamları burada aramadık desem yalan olur. Onların okumaları ve oradaki ses düzeni daha iyi idi. Medine'nin bülbül sesli imamı teravih namazının son rekâtı kıyamında, hatmiı olan Kur’an’ın duasını yaptı.
Yüzbinlerce insanın ellerini göğe açtığı, ilahi rahmetin saçıldığı o değerli vakitte, kalplerimizin duygularına, bütün gönül yangınlarımıza tercüman oldu. Sanki zaman, devran durmuştu.
Canlar, ruhlar cem halinde, “Amin!..” dedik hepsine.
Iraklı, Filistinli, Cezayirli ve bütün mağdur Müslümanlar da duadan nasibini aldılar. Gözyaşlarından seller gönüllerimizi yıkayıp gözlerimizden yol buldu. Etrafımda hıçkıran, yutkunan kalabalık da benden farklı durumda değillerdi.
Ancak bu son teravih değildi. Ertesi gün bir teravih namazı daha kıldık. Bayramın ne zaman başlayacağı belli değildi.
Sadece Kuran-ı Kerimin hatmi bitmiş, onun duası yapılmıştı.
Suudlular teravihlerini genelde 8 rekatta bırakıyorlardı. Bunlara uyan bir kısım hacılarda 8 rekattan sonra tavafa başlıyorlardı. Söylentilere göre Suudluların teravihleri 8 rekatta bırakıp gitmelerinin sebebi olarak işyerlerine gitmeleri ya da diğer hacıların daha rahat yer bulmaları için kalanına evlerinde devam etmek istemeleriydi.
Bu konuda siz nasıl isterseniz öyle düşünün. Ramazanlar sadece bunlardan ibaret değildi.. Ramazanları güzelleştiren iftar saatlerindeki güzelliklerdi.
Her iftar her iki mübarek şehirde de çok farklı, çok güzel, harikaydı.

Yalnız Mekkeli imamları burada aramadık desem yalan olur. Onların okumaları ve oradaki ses düzeni daha iyi idi. Medine'nin bülbül sesli imamı teravih namazının son rekâtı kıyamında, hatmiı olan Kur’an’ın duasını yaptı.
Yüzbinlerce insanın ellerini göğe açtığı, ilahi rahmetin saçıldığı o değerli vakitte, kalplerimizin duygularına, bütün gönül yangınlarımıza tercüman oldu. Sanki zaman, devran durmuştu.
Canlar, ruhlar cem halinde, “Amin!..” dedik hepsine.
Iraklı, Filistinli, Cezayirli ve bütün mağdur Müslümanlar da duadan nasibini aldılar. Gözyaşlarından seller gönüllerimizi yıkayıp gözlerimizden yol buldu. Etrafımda hıçkıran, yutkunan kalabalık da benden farklı durumda değillerdi.
Ancak bu son teravih değildi. Ertesi gün bir teravih namazı daha kıldık. Bayramın ne zaman başlayacağı belli değildi.
Sadece Kuran-ı Kerimin hatmi bitmiş, onun duası yapılmıştı.
Suudlular teravihlerini genelde 8 rekatta bırakıyorlardı. Bunlara uyan bir kısım hacılarda 8 rekattan sonra tavafa başlıyorlardı. Söylentilere göre Suudluların teravihleri 8 rekatta bırakıp gitmelerinin sebebi olarak işyerlerine gitmeleri ya da diğer hacıların daha rahat yer bulmaları için kalanına evlerinde devam etmek istemeleriydi.
Bu konuda siz nasıl isterseniz öyle düşünün. Ramazanlar sadece bunlardan ibaret değildi.. Ramazanları güzelleştiren iftar saatlerindeki güzelliklerdi.
Her iftar her iki mübarek şehirde de çok farklı, çok güzel, harikaydı.
2006 Ramazan Umresi Mekke izlenimleri ve 2006 Umresinde Otel Rezaleti yazımız sitemizde
2006 Umresinde Tespit Edilen Düzeltilmesi Gereken Hizmetler
VARAN - 1 - UMRECİLERE YANLIŞ TELEFON NUMARASI
Diyanet işleri Başkanlığı Hac dairesince umre ya da hac için Suudi Arabistan’a gidenlere verilen kimlik kartlarındaki telefon numaralarının yanlış olduğu ortaya çıktı. Hac zamanı hacılara ya da umre yapmak üzere Haremeyn’e gitmek için Diyanet İşleri Başkanlığına başvuran ya da özel turizm firmalarıyla Suudi Arabistan’a gidenlere verilen Umre ya da Hac kimlik belgelerinin arka yüzlerinde yazılı bulunan telefon numaralarının gidenlerin işine hiç yaramadığı orada ortaya çıktı.
Mağdur durumda kalan, kaybolan, herhangi bir sorunu olan hacıların darda kaldıkları sırada aramak zorunda kalacakları telefon numaraları Diyanet İleri Başkanlığının işbirliği yaptığı Suudi Şirketine ait olduğu, bu numaraları arayanların da hiçbir zaman ulaşamadığı bir telefon numarası olduğu ortaya çıkmıştır.
Verilen kimlik kartlarında Sorumlu Suudi Şirketinin Mekke 5705555 ve Medine 8192020 numaralı telefon numaralarının sürekli meşgul çıkması üzerine yapılan araştırmada bu telefonların hiç açık olmadığı belirlendi.
Oysaki hacılara verilecek olan telefon numaralarının Mekke ya da Medine’deki Diyanet İrtibat Bürolarına ait olması ya da kalacakları oteldeki telefon numaralarının olması gerekirken aksine bunlar kartlarda yer almamaktadır
Diyanetin Hac zamanı Misfalah ( Mesfele ) bölgesindeki Hac irtibat bürosunun, Umre zamanlarında ise yine irtibat bürolarının ikame ettiği yerdeki telefon numaraların yer alması Medine de ise sabit olarak duran Diyanet İrtibat bürosunun 8154050 – 8154070 numaralı telefon numaralarının bu kimlikte yer alması gerekmektedir
VARAN 2 - MEDİNE İRTİBAT BÜROSU NEDEN KAPALI
Hacıların zor durumda kaldıkları Medine’deki irtibat bürosunda sürekli nöbetçi bulunması gerekirken gidenlerin “ kapı duvar “ diye şikâyette bulunması, aranıldığında büroda hiç kimsenin de bulunmaması kaybolan, derdi olan Hacıları zor durumda bırakmaktadırlar. Önümüzdeki Hac sezonunda gidecek olan hacılara verilecek olan telefon numaralarının kimlik üzerinde doğru olarak yazılması gerektiği de gelen umrecilerin tavsiyesi olmaktadır.
Kimlik kartlarında Acil telefon numarası olarak verilen 530 72 53 nolu telefonunda Mekke’deki Din Hizmetleri Ataşeliğine ait olması bu telefonunda çalışmadığı yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır.
VARAN 3 - OTELLERDE NÖBET SİSTEMİ
Diyanetin ya da Türsab’ın görevlendirdiği kişilerin otellerde sürekli nöbetçi olarak kalması ve hacılara hizmet etmesi için her an bulunabilecek şekilde yer alması gerekirken bunlarında nöbetlerini suiistimal ettiği gözlenmiştir.
Sadece Mekke’deki Habiba otelde düzenli bir şekilde nöbet sisteminin uygulandığı görülmüştür. Diğer oteller denetimden uzakta olduklarından hacılar burada da görevli bulmakta zorlanmıştır. Habiba otelde nöbet sistemin düzenli gitmesinin nedeni olarak da irtibat bürosunun burada konuşlandırılmış olması sebep olarak gösterilmiştir. Medine'deki otellerde ise irtibat bürosu dâhil Hacılar aradıkları zaman görevlilere ulaşmakta zorluk çekmiştir.
Mağdur durumda kalan, kaybolan, herhangi bir sorunu olan hacıların darda kaldıkları sırada aramak zorunda kalacakları telefon numaraları Diyanet İleri Başkanlığının işbirliği yaptığı Suudi Şirketine ait olduğu, bu numaraları arayanların da hiçbir zaman ulaşamadığı bir telefon numarası olduğu ortaya çıkmıştır.
Verilen kimlik kartlarında Sorumlu Suudi Şirketinin Mekke 5705555 ve Medine 8192020 numaralı telefon numaralarının sürekli meşgul çıkması üzerine yapılan araştırmada bu telefonların hiç açık olmadığı belirlendi.
Oysaki hacılara verilecek olan telefon numaralarının Mekke ya da Medine’deki Diyanet İrtibat Bürolarına ait olması ya da kalacakları oteldeki telefon numaralarının olması gerekirken aksine bunlar kartlarda yer almamaktadır
Diyanetin Hac zamanı Misfalah ( Mesfele ) bölgesindeki Hac irtibat bürosunun, Umre zamanlarında ise yine irtibat bürolarının ikame ettiği yerdeki telefon numaraların yer alması Medine de ise sabit olarak duran Diyanet İrtibat bürosunun 8154050 – 8154070 numaralı telefon numaralarının bu kimlikte yer alması gerekmektedir
VARAN 2 - MEDİNE İRTİBAT BÜROSU NEDEN KAPALI
Hacıların zor durumda kaldıkları Medine’deki irtibat bürosunda sürekli nöbetçi bulunması gerekirken gidenlerin “ kapı duvar “ diye şikâyette bulunması, aranıldığında büroda hiç kimsenin de bulunmaması kaybolan, derdi olan Hacıları zor durumda bırakmaktadırlar. Önümüzdeki Hac sezonunda gidecek olan hacılara verilecek olan telefon numaralarının kimlik üzerinde doğru olarak yazılması gerektiği de gelen umrecilerin tavsiyesi olmaktadır.
Kimlik kartlarında Acil telefon numarası olarak verilen 530 72 53 nolu telefonunda Mekke’deki Din Hizmetleri Ataşeliğine ait olması bu telefonunda çalışmadığı yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır.
VARAN 3 - OTELLERDE NÖBET SİSTEMİ
Diyanetin ya da Türsab’ın görevlendirdiği kişilerin otellerde sürekli nöbetçi olarak kalması ve hacılara hizmet etmesi için her an bulunabilecek şekilde yer alması gerekirken bunlarında nöbetlerini suiistimal ettiği gözlenmiştir.
Sadece Mekke’deki Habiba otelde düzenli bir şekilde nöbet sisteminin uygulandığı görülmüştür. Diğer oteller denetimden uzakta olduklarından hacılar burada da görevli bulmakta zorlanmıştır. Habiba otelde nöbet sistemin düzenli gitmesinin nedeni olarak da irtibat bürosunun burada konuşlandırılmış olması sebep olarak gösterilmiştir. Medine'deki otellerde ise irtibat bürosu dâhil Hacılar aradıkları zaman görevlilere ulaşmakta zorluk çekmiştir.
Saatlerce kapı önlerinde Medine'ye gitmek için otobüs bekleyen umreciler 6-8 saatlik bekleyişten sonra gelen otobüslere binerek Medine'ye yola çıkmışlardır. Medine'de de kalacakları otele gelen umreciler odalarda müşteriler olması nedeniyle buralarda da 4-6 saat kapı önlerinde beklemişlerdir. Mekke'de Mısır'lılar gelecek diye otelden çıkartılan Türkler Medine'de Mısır'lı müşterilerin çıkmasını beklemişlerdir.
Mekke'deki Habiba otelde kendilerine otel görevlilerinin hiç ilgi göstermediği umreciler alafranga tuvaletlerden de şikayetçi olmuşlardır. Tüm otellerde alafranga tuvalet oluşu bilhassa yaşlı ya da daha önce bu tür tuvaleti kullanmayan kişiler tarafından tepkiyle karşılandı
Diyanet organizasyonuyla gidenler bu sıkıntıları yaşarken Tursab'a bağlı şirketlerle de gidenlerin aynı sıkıntıyı yaşadıkları belirlendi. Kısaca Türk umreciler bu Ramazanda müthiş bir şekilde otel rezaleti yaşadılar
Mekke'deki Habiba otelde kendilerine otel görevlilerinin hiç ilgi göstermediği umreciler alafranga tuvaletlerden de şikayetçi olmuşlardır. Tüm otellerde alafranga tuvalet oluşu bilhassa yaşlı ya da daha önce bu tür tuvaleti kullanmayan kişiler tarafından tepkiyle karşılandı
Diyanet organizasyonuyla gidenler bu sıkıntıları yaşarken Tursab'a bağlı şirketlerle de gidenlerin aynı sıkıntıyı yaşadıkları belirlendi. Kısaca Türk umreciler bu Ramazanda müthiş bir şekilde otel rezaleti yaşadılar

Tek Başına Kafileyi İdare Etti
2006 Ramazan Umresinde Diyanet Hac dairesince görevlendirilen ve tüm umrecilerden sorumlu olanlar
SAVAŞ YAYLALI KAFİLE BAŞKANI
Balıkesir vaizlerinden Savaş Yaylalı örnek olacak bir kafile başkanı rolü üstlenmişti. Umre boyunca bunda da başarılı olmuştu. Hatta 2004 Hac seyahatinde İstanbul 2, Kafile Başkanı olan kişinin ( Emin Arık) gelip Savaş Yaylalı'dan " Kafile Başkanlığı nasıl yapılır " dersi alması gerekir.
Ekibine ve Hacılara nasıl davranması gerektiğini bilen Yaylalı her gün verdiği sohbetlerle , geniş kültürü ve araştırmacı kişiliğiyle hak ettiği yerdeydi. Kendisine buradan teşekkür ederim.
SEYDİ SARI GRUP SORUMLUMUZ

SAVAŞ YAYLALI KAFİLE BAŞKANI
Balıkesir vaizlerinden Savaş Yaylalı örnek olacak bir kafile başkanı rolü üstlenmişti. Umre boyunca bunda da başarılı olmuştu. Hatta 2004 Hac seyahatinde İstanbul 2, Kafile Başkanı olan kişinin ( Emin Arık) gelip Savaş Yaylalı'dan " Kafile Başkanlığı nasıl yapılır " dersi alması gerekir.
Ekibine ve Hacılara nasıl davranması gerektiğini bilen Yaylalı her gün verdiği sohbetlerle , geniş kültürü ve araştırmacı kişiliğiyle hak ettiği yerdeydi. Kendisine buradan teşekkür ederim.
SEYDİ SARI GRUP SORUMLUMUZ

Bana göre verileni yapan biri...Grup yöneticiliği yapamaz. Zayıf... Grubuna sahip çıkamadığı gibi sorunları dahi çözemedi. Diyalogları güzel. Asli görevinde yani Balıkesir'deki müftülük işlerine devam etseydi daha doğru olurdu.
Kafiledeki diğer görevliler Kafile Başkanı Yaylalı'nın yanında çok sönük kalmışlardı. Yaylalı'nın otoriter , insancıl ve idareci kişiliği olmasaydı tüm görevliler tam bir fiyasko olacaktı.
Kafilede bulunan bayan grup hocası kendi grubundaki, bayan hacılar için mukabele yapmaktan öte aktif bir çalışması olmadı. Grubundaki erkeklere sahip çıkamaması çok doğaldı. Aslında bayan hocanın tüm kafiledeki bayanlara irşad etmesi için görevlendirilmesi gerekirdi.
Savaş Yaylalı sık sık bilgilendirici toplantılar yaptı. Bunlardan biri otel lobisinde .... Medine 'de sabahın ilk saatlerinde her gün yapılan toplantılar tüm umrecilerin takibindeydi
Kafiledeki diğer görevliler Kafile Başkanı Yaylalı'nın yanında çok sönük kalmışlardı. Yaylalı'nın otoriter , insancıl ve idareci kişiliği olmasaydı tüm görevliler tam bir fiyasko olacaktı.
Kafilede bulunan bayan grup hocası kendi grubundaki, bayan hacılar için mukabele yapmaktan öte aktif bir çalışması olmadı. Grubundaki erkeklere sahip çıkamaması çok doğaldı. Aslında bayan hocanın tüm kafiledeki bayanlara irşad etmesi için görevlendirilmesi gerekirdi.
Savaş Yaylalı sık sık bilgilendirici toplantılar yaptı. Bunlardan biri otel lobisinde .... Medine 'de sabahın ilk saatlerinde her gün yapılan toplantılar tüm umrecilerin takibindeydi
Tekirdağ , Bursa ve Balıkesir ile İstanbul'dan olmak üzere 165 kişinin bir araya geldiği İstanbul 2, kafilede ne yazık ki taşradan gelen grup hocaları kendi gruplarına daha özenli yaklaşırken İstanbullu umreciler adeta üvey evlat muamelesi gördü
Erol Kara Umre Hatıraları - 02.10.2006

Yorumlar
Yorum Gönder