
Allah Resûlü de ta’dil-i erkâna uygun olarak namazın nasıl kılınacağını ona öğretmiştir.
Başka bir vakitte ise İbn Mes’ûd sol elini sağ elinin üzerine koyunca Efendimiz hemen sağ elin sol elin üzerinde olması gerektiğini hatırlatmıştır.
Hz. Peygamber, namazın, diğer insanlara ve gelecek nesillere öğretilmesini istemiştir. Örneğin Allah Resûlü, Medine’ye gelip de yirmi gün kalan bir grup gence evlerine döndükleri zaman öğrendikleri emirleri ailelerine öğretmelerini emretmiş ve namazı da kendisinden gördükleri gibi kılmalarını istemiştir.
Yani Hz. Peygamber’in gençler vasıtasıyla ailelerinin öğrenmesini istediği hususlara namaz da dâhildir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra sahabîlerin Hz. Peygamber’in namazını kendi aralarında talim etmeleri, bazen etrafındakilere öğretme gayesi güderek namaz kılmaları ya da gördükleri yanlışları düzeltmeleri Hz. Peygamber’in söz konusu emrini sözlü ve fiili olarak yerine getirdikleri anlamına gelmektedir.
Böylece namazın nasıl kılınması gerektiği, hem amelî hem de sözlü olarak günümüze ulaşmış olmaktadır. Hz. Peygamber, “Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem azabından koruyun…” (Tahrîm, 66/6) ayetine uygun olarak anne-babaların çocuklarına namazı emretmelerini hatta belirli bir yaşa gelip de kılmadıkları takdirde müeyyide uygulamalarını tavsiye etmiştir.
Hz. Peygamber’in namaz ibadetinde bu denli sıkı davranmasının arkasında muhtemelen namazın en önemli ibadet olmasının yanı sıra günde beş vakit tekrarlanması hasebiyle bu ibadeti alışkanlık hâline getiremeyenlerin meşguliyet anında namazı terk etme eğilimleri yatmaktadır.
Yukarıda zikredilen hadiste ebeveynden istenen, eğitim yaşında çocuklarına namazı öğretmeleri ve namaz alışkanlığını kazandırabilmek için ne gerekiyorsa yapmalarıdır. Günümüzde ebeveyne düşen sorumluluk ölçüsü şu şekilde belirlenebilir: Anne-babalar çocukları az yemekten dolayı akranlarına göre zayıf kaldığında yemek yedirmek için peşinden koştukları ya da hastalandığında doktora götürüp ilgilendikleri kadar çocukları namaz kılmadığında da kaygılanmalı ve bunu kendilerine dert edinmelidir. Anne-babaların, derslerine çalışmayan çocukları için kaygılandıkları, ders çalışması için teşvik ettikleri veya tembellik gösterdiğinde bir takım müeyyideler uyguladıkları gibi namaz için de benzeri bir yaklaşım sergilemeleri, ebeveyn olma sorumluluğuna her hâlde daha uygun bir tavır olacaktırKaynak : Doç. Dr. Bekir KUZUDİŞLİ / Din ve Hayat Dergisi Sayı 26 Yıl 2015
Yorumlar
Yorum Gönder