Vefat Eden Kişi Evine Geri Gelir mi ?
İslami kaynaklara göre vefat eden kişinin ruhunun kendi evini veya dünyadaki yakınlarını ziyaret etmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Ölümden sonra ruhlar "Berzah" alemine (kabir hayatı) geçer ve kendi amellerine göre ya nimet içinde ya da azap içinde varlıklarını kıyamete kadar burada sürdürürler.
Kur'an-ı Kerim ve sahih dini kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla ruh diridir, kıyamete kadar da ya cennet bahçelerinden bir bahçede veya cehennem çukurlarından bir çukurda varlığını sürdürecektir. Bu bağlamda ruhun tekrar dünyaya dönmesi gibi bir durum da söz konusu değildir Vefat eden kişilerin ruhlarının evlerini ziyaret ettiğine dair dini veya bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır; bu durum tamamen kültürel inanışlara ve geleneklere dayanır. İslam alimlerine göre ölümden sonra ruhlar berzah alemine (kabir hayatı) intikal eder ve dünyadaki mekanlara dönmezler.
Ölenler Dönmez Ancak;
Halk arasında Cuma veya bayram akşamları ruhların evleri ziyaret ettiğine dair yaygın kültürel inanışlar bulunsa da dini kaynaklarda bu durumun bir karşılığı yoktur. Ancak vefat edenlerin ruhlarının, kendileri için yeryüzünde yapılan dualardan, okunan Kur'an-ı Kerim'den ve verilen sadakalardan nasipdar olacağına dair peygamberimizin sözleri mevcuttur. İslam alimlerinin ve kaynaklarının ortak görüşüne göre, vefat edenler kabirlerini ziyaret edenleri hisseder, görür ve onlara verilen selamı duyabilirler.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.), Bedir savaşında müşrik ölülerine seslendiği, onlarla konuştuğu ve onların, kendisini duyduklarını haber verdiği (Buhârî, Cenâiz, 86 [1370]; Müslim, Cenâiz, 9 [921]); yine kabir ziyaretinde bulunanların orada medfun bulunan ölülere selâm vermelerini tavsiye ettiği, ayrıca kendisinin de Baki’ kabristanına giderek orada medfun bulunanlara selâm verdiği (Müslim, Cenâiz, 102 [974]) sabittir. Yine rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.), dünyada yaşayanların yapmış oldukları amellerin ölmüş akraba ve yakınlarına gösterileceğini ve iyi amellerine sevinip kötü amellerine de üzüleceklerini haber vermiştir. (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 4/129 [3887]) Bazı İslâm âlimleri, bu hadislere dayanarak, ölülerin hayatta olanların hâllerinden Allah’ın izin verdiği ölçüde haberdar olabileceklerini ifade etmişlerdir. (https:// kurul.diyanet.gov.tr/)
Berzah Alemi Hakkında
Berzah, dünya ile ahiret arasında, kabirdeki hayatı da kapsayan bir alem olarak tanımlanır. Halk arasında 'kabir alemi' olarak da bilinen Berzah ile kabir arasında önemli bir fark bulunur: Kabir, cesedin gömüldüğü fiziksel yer iken, Berzah, ruhun intikal ettiği ve varlığını sürdürdüğü mekan ve alemdir. Dolayısıyla bizler Berzah'a göçmüş ruhları kendi alemlerinde ziyaret edemediğimiz için, bir nevi alamet olarak kabirlerini ziyaret ederiz. Bu alemdeki hayatın boyutları, ölçüleri ve algı sistemi, dünya hayatından farklıdır; bu nedenle Berzah alemini dünya ölçüleriyle değerlendirmek yanıltıcı olur. Bu alemde ölenlere, 'nereden veya hangi makamdan geldin' diye sorulmaz, 'nasıl geldin, imanla mı imansız mı' soruları yöneltilir.
İslam inancına göre ölümle başlayıp yeniden dirilişe kadar süren Berzah Alemi, dünya ile ahiret arasındaki geçiş dönemidir. Bu alemde ruhları bekleyen nimetler ve azaplar, kişilerin dünya hayatındaki amellerine göre şekillenir.
İnsanlık tarihi boyunca milyarlarca insanın ölümden sonra nereye gittiği ve ne yaptığı sorusu, merak edilen konuların başında gelmektedir. İslam inancına göre ölümle başlayan ve yeniden dirilişe kadar devam eden bu ara döneme 'Berzah Alemi' denir. Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de de 'Berzah' kelimesi üç yerde geçmekte olup, bu alemin varlığına işaret edilir.
«Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim! Beni geri gönder, ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih ameller işleyeyim" der. Hayır! Bu onun ağzından çıkan boş bir laftan ibarettir. Onların arkasında tekrar diriltilecekleri güne kadar devam edecek bir berzah (perde) vardır.»
(Mü'minûn Suresi, 99. ayet)
Ölen insanlar kıyamete kadar Berzah aleminde bekleyişlerini sürdürürler. Bu bekleme süreci, kişinin dünya hayatındaki amellerine göre büyük farklılıklar gösterir. Mümin ve salih bir kişi için Berzah alemi, adeta cennet bahçelerinden bir bahçe haline gelir; binlerce yıl kalsa dahi, zamanın bir gün gibi geçtiğini hisseder. Resulullah (s.a.v.) de kabri müminler için cennet bahçelerinden bir bahçe olarak tasvir etmiştir. Buna karşılık, kafirler ve günahkar müminler için Berzah, bir azap yerine dönüşür ve onların bir anı, binlerce yıl gibi uzun ve acı verici olabilir. Bu alemde ruhlar lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri kendi hallerine göre hissederler; ancak madde alemindeki bizler, onların neler yaşadığını normal duyularımızla idrak edemeyiz. Bu bilgilere ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygamberimiz (s.a.v.) aracılığıyla ulaşabiliriz.
Şah Veliyyullah ed-Dehlevi'nin 'Berzah alemindeki yaşayış nasıldır?' sorusuna verdiği cevaba göre, bu alemde ruhların başlıca dört tabakası bulunur. Birinci tabaka, iyi veya kötü amellerinden dolayı sevap ya da azap görecek olan 'uyanıklık (yakaza) ehli' ruhlardır. İkincisi, rüya görüp bunlarla ferahlandırılan veya azaplandırılan, 'tabii uyku' halinde olanlardır. Üçüncüsü, hayvani ve meleki yönleri zayıf olan ruhlardır. Dördüncüsü ise fazilet ehli, iyi ruhlar olup, bunlar meleklere karışarak meleki bir hayat sürerler. Bu bilgiler, Nesefî'nin 'Bahrü'l-Kelâm' adlı eserinde de yer almaktadır.
Berzah, dünya ile ahiret arasında, kabirdeki hayatı da kapsayan bir alem olarak tanımlanır. Halk arasında 'kabir alemi' olarak da bilinen Berzah ile kabir arasında önemli bir fark bulunur: Kabir, cesedin gömüldüğü fiziksel yer iken, Berzah, ruhun intikal ettiği ve varlığını sürdürdüğü mekan ve alemdir. Dolayısıyla bizler Berzah'a göçmüş ruhları kendi alemlerinde ziyaret edemediğimiz için, bir nevi alamet olarak kabirlerini ziyaret ederiz. Bu alemdeki hayatın boyutları, ölçüleri ve algı sistemi, dünya hayatından farklıdır; bu nedenle Berzah alemini dünya ölçüleriyle değerlendirmek yanıltıcı olur. Bu alemde ölenlere, 'nereden veya hangi makamdan geldin' diye sorulmaz, 'nasıl geldin, imanla mı imansız mı' soruları yöneltilir.
İslam inancına göre ölümle başlayıp yeniden dirilişe kadar süren Berzah Alemi, dünya ile ahiret arasındaki geçiş dönemidir. Bu alemde ruhları bekleyen nimetler ve azaplar, kişilerin dünya hayatındaki amellerine göre şekillenir.
İnsanlık tarihi boyunca milyarlarca insanın ölümden sonra nereye gittiği ve ne yaptığı sorusu, merak edilen konuların başında gelmektedir. İslam inancına göre ölümle başlayan ve yeniden dirilişe kadar devam eden bu ara döneme 'Berzah Alemi' denir. Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de de 'Berzah' kelimesi üç yerde geçmekte olup, bu alemin varlığına işaret edilir.
«Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim! Beni geri gönder, ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih ameller işleyeyim" der. Hayır! Bu onun ağzından çıkan boş bir laftan ibarettir. Onların arkasında tekrar diriltilecekleri güne kadar devam edecek bir berzah (perde) vardır.»
(Mü'minûn Suresi, 99. ayet)
Ölen insanlar kıyamete kadar Berzah aleminde bekleyişlerini sürdürürler. Bu bekleme süreci, kişinin dünya hayatındaki amellerine göre büyük farklılıklar gösterir. Mümin ve salih bir kişi için Berzah alemi, adeta cennet bahçelerinden bir bahçe haline gelir; binlerce yıl kalsa dahi, zamanın bir gün gibi geçtiğini hisseder. Resulullah (s.a.v.) de kabri müminler için cennet bahçelerinden bir bahçe olarak tasvir etmiştir. Buna karşılık, kafirler ve günahkar müminler için Berzah, bir azap yerine dönüşür ve onların bir anı, binlerce yıl gibi uzun ve acı verici olabilir. Bu alemde ruhlar lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri kendi hallerine göre hissederler; ancak madde alemindeki bizler, onların neler yaşadığını normal duyularımızla idrak edemeyiz. Bu bilgilere ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygamberimiz (s.a.v.) aracılığıyla ulaşabiliriz.
Şah Veliyyullah ed-Dehlevi'nin 'Berzah alemindeki yaşayış nasıldır?' sorusuna verdiği cevaba göre, bu alemde ruhların başlıca dört tabakası bulunur. Birinci tabaka, iyi veya kötü amellerinden dolayı sevap ya da azap görecek olan 'uyanıklık (yakaza) ehli' ruhlardır. İkincisi, rüya görüp bunlarla ferahlandırılan veya azaplandırılan, 'tabii uyku' halinde olanlardır. Üçüncüsü, hayvani ve meleki yönleri zayıf olan ruhlardır. Dördüncüsü ise fazilet ehli, iyi ruhlar olup, bunlar meleklere karışarak meleki bir hayat sürerler. Bu bilgiler, Nesefî'nin 'Bahrü'l-Kelâm' adlı eserinde de yer almaktadır.

Yorumlar
Yorum Gönder