Fetih Şehitlerinden Elekli Dede ve Kerametleri
Elekli Dede, İstanbul'un fethine katılan ve Ni'me'l-Ceyş (Fethin müjdelenmiş kutlu askerleri) arasında yer alan önemli bir Osmanlı dönemi velisidir.Asıl adı Muslihuddîn olan bu zat, halk arasında Elekçi Dede veya Elekli Baba gibi isimlerle de anılır. Kabri, İstanbul'un Fatih ilçesindeki Silivrikapı surlarının hemen dış tarafında yer alır.
Kitabesinde: Ebul-feth Sultan Mehmed Han Hazretlerinin alemdarlarından merhum Elekli Muslihuddin Dede ruhuna El-fatiha 857 yazılıdır. Ayrıca Ebu Eyyûb el-Ensari (Eyüp Sultan) hazretlerinin yanındaki mücahitlerdendir.yazısı da eklenmiştir. Son restorasyon çalışmalarında kabir ve çevre düzenlemesi gelişigüzel yapılmıştır. Kabir ile ilgili yeni konulan kitabe yanında yatan Musa Baba kabrine bitişiktir.
Elekli Dede'nin Hikayesi ve Rivayetler
En yaygın rivayete göre kendisi, Fatih Sultan Mehmed'in bayraktarlarından (alemdar) biridir. 1453 yılındaki kuşatmada kahramanca savaşmıştır. İstanbul kuşatması sırasında Silivrikapı önlerine kadar gelmiştir. Yoğun düşman saldırısı altında kalkanı oklarla delik deşik olmuştur. Kalkanının bu elek gibi delik görüntüsü yüzünden kendisine "Elekli" unvanı verilmiştir. Surlara doğru ilerlerken yanındakilere, "Elene elene buraya kadar gelebildik" dediği aktarılır. Bu sözün ardından, kalkanına saplanan bir okla şu an gömülü olduğu yerde şehit düşmüştür.
Az bilinen başka bir söylentiye göre ise İstanbul'u kuşatmaya gelen Ebu Eyyûb el-Ensari (Eyüp Sultan) hazretlerinin yanındaki mücahitlerdendir. Ancak tarihi kitabeler daha çok fetih dönemini işaret eder.
Silivrikapı sur dibinde yan yana iki adet kabir bulunur. Kabirlerin üzerinde Türkçe ve Osmanlıca olarak Elekli Dede yazıları yer alır. Rivayete göre, gerçekte hangi mezarda yattığı belli olmasın diye bilerek iki ayrı kabir inşa edilmiştir. Geçmişte ahşap bir türbe yapısı içinde olan bu mekan, 1925 yılında ziyaretçilerin yaktığı bir mum yüzünden tamamen yanmıştır. Halk türbesine elek adayıp getiriyor.
İstanbul Ansiklopedisinde Elekçi Dede
Evliya Çelebi Elekci Dedeyi şöylece anlatıyor:
Onyedinci asırda yaşamış ve zamanının şöhretlerinden olmuş bir meczub; devrin büyük muharriri Evliya Çelebi Elekci Dedeyi şöylece anlatıyor:
“Elekci Divânesi, dilsiz bir divâne idi. Elekden başka bir şey yemezdi. Elekci avretleri (Elek satıcı çingene karıları) bu divânenin yanısıra gidip murad etdikleri adamı deliye göstererek o adama musallat idüb elek aldırtdırırlar. Divâne ise alınan eleği kırarak çenberini atıp gerisini helva gibi ağzını köpürdeterek yedikden sonra çeşmi mestini süzüp safâ iderdi. En garibi şudur ki bu kadar müddet zarfında divânenin (büyük küçük) abdest bozduğunu hiç bir kimse görmemişdir. Daima ana doğması uryan gezip dünya kelâmı etmemişken ölümünden bir gün evvel yanına gelen sâlih bir kimseye selâmdan sonra: — İnşaallah bizi gaslederek techiz ve tekfinimiz masraflarını helâl zülâl mahımızdan verip bizi (kale) kapusunan dışına defn eyle; yürek oynamasına mübtelâ olanlar gelip ziyaret ederek bir nice toprağımı biraz su ile ezip içeler, biemrillâh şifâ bulalar.. demiş. Sonra o adam Elekci Divânesini vasiyeti üzerine defnider. Hâlen avâmın havâsın ziyâretgâhıdır. Hafakan illetine mübtelâ olanlar ziyâret idüb şifâ bulurlar..”.
Onyedinci asırda yaşamış ve zamanının şöhretlerinden olmuş bir meczub; devrin büyük muharriri Evliya Çelebi Elekci Dedeyi şöylece anlatıyor:
“Elekci Divânesi, dilsiz bir divâne idi. Elekden başka bir şey yemezdi. Elekci avretleri (Elek satıcı çingene karıları) bu divânenin yanısıra gidip murad etdikleri adamı deliye göstererek o adama musallat idüb elek aldırtdırırlar. Divâne ise alınan eleği kırarak çenberini atıp gerisini helva gibi ağzını köpürdeterek yedikden sonra çeşmi mestini süzüp safâ iderdi. En garibi şudur ki bu kadar müddet zarfında divânenin (büyük küçük) abdest bozduğunu hiç bir kimse görmemişdir. Daima ana doğması uryan gezip dünya kelâmı etmemişken ölümünden bir gün evvel yanına gelen sâlih bir kimseye selâmdan sonra: — İnşaallah bizi gaslederek techiz ve tekfinimiz masraflarını helâl zülâl mahımızdan verip bizi (kale) kapusunan dışına defn eyle; yürek oynamasına mübtelâ olanlar gelip ziyaret ederek bir nice toprağımı biraz su ile ezip içeler, biemrillâh şifâ bulalar.. demiş. Sonra o adam Elekci Divânesini vasiyeti üzerine defnider. Hâlen avâmın havâsın ziyâretgâhıdır. Hafakan illetine mübtelâ olanlar ziyâret idüb şifâ bulurlar..”.
Eremiyâ Çelebi Kömürciyan, Elekci Dedeyi şöylece anlatıyor:
Aynı asırda yaşamış ünlü ermeni yazarı Eremiyâ Çelebi Kömürciyan ise bu Elekçi Dede hakkında şunları yazıyor: “Silivri Kapusunun dışında Elekci Dedenin mezarı bulunmaktadır. Elekci Dede hiç konuşmazdı. Dâimâ elek yer ve Çingenelerin peşinde gezerdi. Kendisine acıyanlar ona elek yedirirlerdi. Bu adamın vücûdu kapkapara kesilmişdi, yaz ve kış ana doğması çıplak gezerdi. Öldüğü vakit bir velî telâkkî edildi ve herkes cenâzesine koşdu. Ağavât ile vüzerâ ölünün başına toplandılar; etrafı kefenle doldu; herkes, onun kendi rüyâsına girdiğini ve kefen istediğini söylüyordu. Bir müna ve gürültü kopdu. Nihâyet sadırâzam Ahmed Paşanın, 1653 tarihinde (1653 de sadâret kaymakamı Melek Ahmed Paşa), göndermiş olduğu kefene sarılarak defnedildi. Ölen sanki bir müftü veyâ bir sultanmış gibi büyük bir cenâze merâsimi yapdılar ve meyit namazı kıldılar. Onun için velîyullahdır dediler, ve meyit namazında bulunmayı sevab saydılar. Fakat o bence bir yabanadamı idi, ve aynihi bir torlak idi. Topkapulu piskopos Der Margos’un bana naklettiğine göre, kendisi bir gün Hisardibi yolundan geçdiği sırada, veli sayılan bu adamın bir çingene karısını altına alıp hırpaladığını, çingenenin de haykırarak istimdad ettiğini görmüşdü. Müslümanlar bu adamı asîl bir zât olan Mustafaya benzeterek onu velîyullah ad etmiş ve kendisini hürmetkârâne cenâze merâsimine lâyık görmüşlerdir (B.: Mustafa, Çıplak). Elekci Dedi için bir türbe yapılmış ve üzerine alâmet olmak üzere elek-asılmışdır. Buranın bir şifâ yeri olduğunu söylerler. Hâtun ve hanım kadınlar ve hattâ sultanlar arabaları ile buraya gelirler; bâzıları fâtiha okuyup hastalıklarına şifâ niyaz ederler. Mezarın üzerinde kısır olan veyâ erkek çocuk doğurmak isteyen kadınlara devâ olarak su ile dolu ibrikler konulmuşdur, kadınlar bu suyu göğüslerine, karınlarına, göbeklerine ve vücudlarının en mahrem yerlerine sürerler”. Bir çingene mahallesi olan Sulukuledeki Edhem Dede ile dâimâ elekci çingene karılarının peşinde dolaşmış Silivri Kapusu dışındaki Elekci Dede arasında çok yakın bir benzerlik vardır (B.: Edhem Dede).
Ahmed Hilmi Efendi, Elekci Dedeyi şöylece anlatıyor:
Ahmed Hilmi Efendi “Ziyâreti Evliya” isimli eserinde bu Elekci Dede için “Silivrikapulu meczub Saçlı Mehmed Çelebinin mürîdi idi, cezbeye tutulduğu günden ölümüne kadar konuşmamışdı; kendisine alınan eleğin kasnağını kırıp atar, ibrişimini veya kılını ağzına doldurup yerdi; mürşidinin türbesine gömülmüşdür” diyor." (Kaynak : https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/9683)
Elekçi Dede Kabrinde bulunan Tabela Kaldırılmış. Fotoğraf, Restorasyon öncesini gösteriyor


Yorumlar
Yorum Gönder