۞
| Dolar Euro Gr. Altın4.215 | 'a --:--:--
SON DAKİKA
Editör

Diyanet Sendikalarının Hal ve Gidişi Diyanete Zarar Veriyor

۞ / editör07 Ağustos 2026 - 10:20 · … dk okuma

Diyanet Sendikalarının Hal ve Gidişi Diyanate Zarar Veriyor

Ülkemiz sendika zenginliği ile dikkat çekici bir boyuttadır. Sebepli sebepsiz, istensin istenmesin mutlaka bir sendika kurulur. Üye aranır. Üyelerden aidat alınır. Aidat ve hizmette geri planda kalınsa da yolunu bulan, göz boyamacılıkta önde koşmaya çalışır. Kendisi hariç bütün sendikalar asla üyesine hizmet etez. Kendisi en iyisidir.
Madem dini bir siteyiz. Diyanet sendikalarını mercek altına aldığımızda mantıklı bir çalışmanın parmakla sayılacak kadar az hizmetin olduğunu görürüz. "Şunu başardık, bunu başardık" gibi süslü ifadeler ortaya atılsa da başta Diyanet İşleri Başkanlığı'nın istemediği hiç bir şey olmaz. Onlar üyelerinin gözlerini boyamak için olur olmaz tekliflerle gelse de asıl amacın "İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü" mantığıyla," biz isteyelim de, istemediğimiz söylenmesin" ilkesiyle hareket ettiklerini sokaktaki çocuk bile bilebilir.
"Yağmasa da bir gürleyelim" sendikacılığı ile sayıları neredeyse 30'a yakın Diyanet sendikalarının bazılarında üye sayısının 2 - 3 olduğunu gördüğünüzde "çocuk oyuncağı mı bu.. Kapatın gitsin" dedirtirsiniz.
Bir ara adı lazım değil bir Sağlık Bakanımız vardı. Sağlık politikasında dibe vurmuş söylemlerinin en başında doktorların hastaların şerrinden kurtulması yönünde konuşur dururdu. Neredeyse doktor hasta ilişkisi değil de düşman iki devlet, hastaneleri işgal etmiş gibi anlaşılıyordu. En çok söylemi, hastaneleri doktorlarla, hemşirelerle doldurmaktan ziyade hastanelere polis, bekçi ile doldurma , hastanelere karakol kurmaktı. Adam gitti. Doktor hasta savaşı da bitti. Yayınladığı genelgelerle döner sermaye kazansın diye nice sağlam insanların ameliyat edilmesine sebep oldu. Şimdi de Diyanet sendikaları .
.
İmamlarla, müezzinlerle cami cemaatini karşı karşıya getiriyor.
En küçük bir darp, münakaşa, şikayete neden olacak bir olayda en başta cami derneklerini hedefe koyuyorlar. Dernekçiler bir numaralı düşmanları oluyor. Yahu demiyorlar ki, bu dernekler sayesinde İHL mezunları ekmek kapısı buluyor. Zamanında yer veren, yardım toplayan, dar imkanlarla devlet yardımı almadan, yalvar yakar, düşe kalka cami yapan, yetmedi kuran kursu diken, yetmedi görevlilere lojman yapan halkı adeta Diyanet Çalışanı düşmanı edenlerde bunlar... Öylesine basına açıklama yapıyorlar ki, bilmeyenler halk isyan etmiş, camilere yürüyor. Halk isyan etmiş imam müezzin dövüyor. Halk isyan etmiş, müftülükler hedefte. Yok mu Adalet, Yok mu Kanun feryadı ile halk düşmanlığının tetikçileri olabiliyorlar. Kim bunlar. Halkın önderi olacak üç beş sözde din görevlisi uyanık zevat. Üç. beş kuruşluk dünyalık menfaati alıp, cepsiz kefen giyerek toprağa gireceğini sokaktan daha iyi bilen din görevlileri.

Diyanet Çalışanlarına Sınavsız Uzmanlık ve Başuzmanlık Talebi
Son haftalarda diplomasız imamlar bir yana cami bahçesine konteyner koyan muhtar ve köylüler haklı olmalarına rağmen haksız olarak kamuoyunun önüne malzeme edildi. Borç yapmış imamdan alacağını isteyen vatandaş, yada etik dışı davranışa sebep olmuş memurla tartışan vatandaş kötü gösterildi, camideki görevine gelmeyen imama yapılan uyarı haneye tecavz şeklinde yansıtıldı. Ezan okumayan müezzine uyarı göreve müdahale denildi. vs. Tüm Diyanet Görevlileri sütten çıkmış ak kaşık. Aynen tüm doktorların dört dörtlük olduğu gibi.
Bir sendika çıkmış, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı din görevlileri için uzun hizmet sürelerine dayalı sınavsız uzmanlık ve başuzmanlık unvanı getirilmesini talep ediyor. Diyor ki, «10 yılını tamamlayan imam-hatip, müezzin-kayyım ve Kur’an kursu öğreticilerine sınavsız UZMAN; 20 yılını tamamlayanlara ise sınavsız BAŞUZMAN unvanı verilmelidir.»
Demek istiyor ki herkes uzman başuzman olsun. Kriter ne.. Çok çalışmış. Böyle bir talep nasıl olur. Bunun en doğru yolu. Alanında faaliyet gösterenleri sokarsın 5-10 yılda bir mesleki test sınavına , mesleki ceza alıp almadığına, 10-20 yılda yaptığı başarılı çalışmalarına ister baş et, ister baş üstü.. Önüne geleni uzman, baş uzman yapmanın topluma ne faydası var. Diyanet'te öyle yiğitler var ki sessiz sedasız ekmeğini köküme kadar hak ediyor. Gecesi gündüzü cami, cemaat. Öylesi var ki yata yata ATM'ye gidecek gücü bile yok. İkinci şık 10 yıl değil 40 yıl çalışsa ne olur. Neyi hak eder.
Sadece imalar değil yatanda çalışanda maaş alıyor. Yatan da çalışanda aynı muameleyi görüyor. Kötü örnekleme ile nereye varacak. O da yatacak.

Vekil İmamlar ve Fahriler Kadroya Alınsın.
Diyanet Akademisinin kurulmasıyla sözde ağırlaştırılan Diyanet'te çalışma şartları için kurum personel alımlarını ciddi bir boyuta taşımışken sendikalar cami yada kuran kurslarına yoldan geçerken uğramış, ellerinde geçerli belge ve sınav geçmiş olmayanların da kuruma alınması için çaba harcayan, hatta TBMM'ye önerge veren sendikaların da bu saçma talepleri ile gündem yapmaları da ayrı bir akıl tutulması olmaktadır. SEndikalara göre geçici (fahri) Kuran Kursuı görevinde olanalr da , vekil olarak çalışan imam ve müezzinlerinde hemen kadroya memur satatünde alınması için Diyanet'e yapılan baskıları gündeme getirmektedirler.

Örnekleri Çoğaltacağımız Akıl Dışı Taleplerin Sebebine Gelince ;
Diyanet sendikalarının sunduğu bazı taleplerin kamuoyunda "mantıksız", "absürt" veya "aşırı radikal" olarak algılanmasının temel sebebi, bu yapıların hem klasik bir işçi/memur sendikası hem de muhafazakar bir sivil toplum kuruluşu (STK) gibi davranmaya çalışmalarından kaynaklanır. Bu durum, sendikal talepler ile ideolojik çıkışların birbirine karışmasına yol açar.

Kamuoyunda Tepki Çeken "İlginç" ve Radikal Çıkış Alanlar
Bazı Diyanet sendikaları, sadece üyelerinin özlük haklarını (maaş, mesai, atama) savunmakla kalmaz; televizyon dizilerinin yasaklanması, festivallerin iptal edilmesi veya sosyal medya içeriklerine sansür getirilmesi gibi doğrudan toplumsal yaşamı dizayn etmeye yönelik radikal taleplerde bulunurlar. Bu durum, görev tanımlarının dışına çıktıkları gerekçesiyle laik ve seküler kesimler tarafından "mantıksız" bulunur.
Sendikalar, din görevlilerinin maaş promosyonlarının faizli bankalar yerine sadece katılım bankalarından alınmasını talep etmekte veya bu ihaleleri protesto etmektedir. Ancak katılım bankalarının sunduğu promosyon miktarları düşük kaldığında, bu kez "üyelerimiz az para alıyor" diyerek kendi içlerinde bir çelişkiye düşerler ve ihalelerin iptalini isterler. Bu durum kamuoyunda ekonomik rasyonaliteden uzak bir yaklaşım olarak görülür.
2026-2027 yıllarını kapsayan toplu sözleşme dönemlerinde olduğu gibi, ülkenin genel ekonomik gerçeklerinden, bütçe imkanlarından ve diğer memurların aldığı paylardan tamamen bağımsız, astronomik maaş ve seyyanen zam talepleriyle masaya otururlar. Gerçekleşme ihtimali olmayan bu oranlar "popülist" bulunur.
Ramazan ayı, bayramlar veya kutlu doğum haftaları gibi dönemlerde, zaten asli görevleri din hizmeti olan personele diğer tüm memurların çok üzerinde ekstra mesai ücretleri, özel tazminatlar ve lojman öncelikleri talep ederler. 
 
Bu "Mantıksız" Tekliflerin Arkasındaki Rasyonel Sebepler
Diyanet kolunda çok sayıda sendika bulunur ve aralarında kıyasıya bir rekabet vardır. Barajı aşmak ve üye kaybetmemek için her sendika, "en radikal, en ses getiren" talebi kendisinin sunduğunu iddia ederek üye kapma yarışına girer.  Bu sendikalar kendilerini sadece birer hak arama örgütü değil, "nesli ve aileyi koruma" misyonu üstlenmiş manevi kaleler olarak pazarlarlar. Toplumsal tartışmalarda (örneğin İstanbul Sözleşmesi karşıtlığı veya LGBT karşıtı eylemler) en sert açıklamaları yaparak muhafazakar tabandaki güçlerini konsolide ederler.
"İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü" mantığıyla, masaya kasıtlı olarak en uç talepler getirilir. Böylece hükümet bu taleplerin büyük kısmını reddettiğinde, sendika üyelerine "Biz her şeyi istedik ama hükümet vermedi" diyerek sorumluluğu üzerinden atabilir. Gerçekleşmeyeceğini bilseler bile, büyük taleplerle tartışmanın sınırlarını ve yönünü kendi lehlerine çekerler. 

Bir Diyanet İşleri Başkanının Sendikaları Eleştiren O Yazısı
Yazımıza son olarak Diyanet İşleri eski Başkanı Tayyar Altıkulaç'ın 1 Eylül 2025 günü sosyal medya sayfasında yayınladığı bir yazısından alıntı ile son verelim.
Altıkulaç, sosyal medya hesabından yaptığı 'Bu Bir Çelişki Değil mi?' başlıklı açıklamasında, Diyanet personelinin sendikalaşmasını ve bunun yol açtığı sorunları masaya yatırdı.
Altıkulaç'a göre, Diyanet'in siyasetten uzak durmasını öngören yasalar ile sendikal faaliyetlerin  siyasi bağlantıları arasında ciddi bir çelişki bulunuyor. Tayyar Altıkulaç, analizinin temelini Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un 25. maddesine dayandırıyor. Bu madde, Diyanet personelinin siyasi parti ve kişileri övmesini veya yermesini kesin bir dille yasaklıyor. Bu yasağa uymayanların görevine son verilebileceği belirtiliyor.
Ancak Altıkulaç, kamu görevlileri için sendikal faaliyetlerin serbest olduğunu ve bu sendikaların büyük oranda siyasi tercihlerle şekillendiğini vurguluyor. Diyanet bünyesinde aktif olarak faaliyet gösteren 26 sendikanın varlığına dikkat çeken Altıkulaç, bir din görevlisinin sendika tercihinin aynı zamanda siyasi tercihini de ortaya koyduğunu belirtiyor. Eski Başkan, bu durumu "Kanunla siyasetten uzak durması beklenen bir kurumda, sendikalar aracılığıyla siyasi bir kimliğin ortaya çıkması açık bir çelişkidir" diyerek özetliyor.
Altıkulaç'a göre, sendikal faaliyetlerin Diyanet içinde hizmet kalitesini doğrudan etkiliyor. Altıkulaç, müftülüklerde görev yapan şube müdürü, murakıp gibi personelin sendika üyesi olmalarının, tarafgirlik yapmasına ve personel iş ve işlemlerinde sendika ayrımı gözetmesine neden olduğunu belirtiyor. Bu durumun, kurumlardaki çalışma barışını olumsuz etkilediğini ifade ediyor.
Açıklamada, bazı yöneticilerin, üyesi olduğu sendikanın sayısını artırmak için diğer personel üzerinde baskı kurduğu ve onları kendi sendikalarına üye olmaya zorladığı iddia ediliyor. Bu baskı, personelin motivasyonunu düşürüyor ve hizmet kalitesini sekteye uğratıyor.
Altıkulaç'a göre, aynı camide farklı sendikalara üye olan din görevlileri arasındaki rekabet ve olumsuz davranışlar cemaate de yansıyor. Bu durum, toplum nezdinde din görevlilerinin saygınlığını ve itibarını sarsıyor.
Tayyar Altıkulaç, bu tespitler ışığında, Diyanet teşkilatının misyonu ve yasal yapısıyla uyuşmayan sendikal faaliyetlerin kurumun ruhunu zedelediği görüşünde. Din görevlilerinin siyasi çekişmelerin dışında, manevi bir görev ifa etmesi gerektiğini savunan Altıkulaç, Diyanet'in siyasetten uzak kalması gerektiğini bir kez daha vurguluyor. Açıklama, Diyanet'in sendikalaşma konusundaki mevcut politikasının ve uygulamasının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği yönünde bir çağrı olarak okunabilir.

Derleme @Dinierk
Bu haberi paylaş:
۞

Yorumlar

Yorumlar