۞… — …
— | Dolar… Euro… Gr. Altın4.215 | ☾…'a --:--:--
SON DAKİKA
Gündem

Mescid-i Haram'daki 'Pembe Sütun' Efsanesi

۞ / editör19 Eylül 2026 - 09:32 · … dk okuma

Mescid-i Haram'daki 'Pembe Sütun' Efsanesi: İsra ve Miraç Kavramlarının Yanlış Anlaşılması ve Tarihi Dayanakların Yokluğu

Mescid-i Haram'da Peygamber Efendimiz'in (Sallallahualeyhivesselem) Miraç'a yükseldiği iddia edilen 'pembe sütun' "burak sütun" efsanesi, erken dönem tarihi kaynaklardan yoksun olup, İsra ile Miraç kavramlarının karıştırılmasından doğan yaygın bir yanılgıdır. Bu analiz, iddianın dayanaklarını sorgulamakta ve İslami literatürdeki doğru tasvirini derinlemesine incelemektedir.
Hac ve umre ziyaretleri sırasında, Kâbe'nin de içinde bulunduğu Mescid-i Haram'da, bazı ziyaretçilerin belirli bir 'pembe sütun'un önünde durarak, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) buradan Miraç'a yükseldiğine dair yaygın bir inanışı dile getirdiği gözlemlenmektedir. Bu inanış, dilden dile dolaşarak adeta kesin bir tarihi bilgi gibi aktarılsa da, İslami kaynaklar ve erken dönem topografik kayıtlar incelendiğinde, bu iddianın sağlam bir temele sahip olmadığı, aksine ciddi kavramsal hatalar ve tarihi boşluklar içerdiği ortaya çıkmaktadır. Bu analiz, söz konusu 'pembe sütun' efsanesini, İsra ve Miraç olaylarının doğru anlaşılması bağlamında ele almakta ve tarihi dayanaklarını sorgulamaktadır.

İsra ve Miraç: Kavramsal Çerçevede Netleşme İhtiyacı
Mescid-i Haram'daki 'pembe sütun' efsanesinin temelinde yatan en büyük yanılgılardan biri, 'İsra' ve 'Miraç' kavramlarının birbirine karıştırılmasıdır. Bu iki olay, genellikle birlikte anılsa da, İslam inancında ayrı ayrı tanımlanmış ve farklı mekânsal referanslara sahip mucizelerdir.
İsra:
Kur'an-ı Kerim'de açıkça zikredilen İsra hadisesi, Peygamber Efendimiz'in bir gece Mescid-i Haram'dan (Mekke) Mescid-i Aksa'ya (Kudüs) yaptığı gece yolculuğudur. Bu yolculuk, Allah'ın kudretini ve ayetlerini göstermek üzere gerçekleşmiştir. Kur'an-ı Kerim, İsra suresinin ilk ayetinde bu mucizeyi şöyle belirtir: «Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O gerçekten işitendir, görendir.» Bu ayet, yolculuğun başlangıç ve bitiş noktalarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Mekke'de başlayan bu mucizevi yolculuğun ilk safhası 'İsra' olarak adlandırılır.
Miraç: 
Siyer ve hadis literatüründe detaylarıyla anlatılan Miraç ise, İsra yolculuğunun devamı niteliğindedir. Peygamber Efendimiz'in Mescid-i Aksa'dan (Beytülmakdis) semalara, yedinci kat semaya ve hatta sidretü'l-müntehâ'ya yükseliş safhasıdır. Miraç, Allah ile aracısız konuşma, cennet ve cehennemi müşahede etme gibi benzersiz tecrübeleri içerir. Beş vakit namazın farz kılınması da bu yolculuk sırasında gerçekleşmiştir.
Bu ayrım göz önüne alındığında, Peygamber Efendimiz'in Mekke'deki Mescid-i Haram'dan 'Miraç'a yükseldiği' iddiası, kavramsal olarak hatalıdır. Mekke'de başlayan hadisenin adı İsra'dır; Miraç ise İsra'nın ardından Kudüs'ten gerçekleşen semalara yükseliştir. Bu temel ayrımı yapamayan bazı kişilerin, Mescid-i Haram içinde santimetre hesabıyla bir nokta tayin edip 'tam buradan Miraç'a yükseldi' demesi, İslam tarihine ve inancına dair ciddi bir bilgi eksikliğini gözler önüne sermektedir.

'Pembe Sütun' İddiasının Tarihi Dayanakları ve Kaynak İncelemesi
'Pembe sütun' etrafında dönen iddiaların aksine, bu iddiaları destekleyecek herhangi bir sağlam tarihi kaynak, açık bir delil veya erken bir topografik kayıt bulunmamaktadır. Anlatım ne kadar kesin ve yaygın olursa olsun, eldeki İslam tarihi ve coğrafyasına dair temel eserler bu iddiayı doğrulamamaktadır.

Ümmü Hani'nin Evi ve Mescid-i Haram'la İlişkisi
Peygamber Efendimiz'in İsra'ya çıkmadan önce Ümmü Hani bint Ebû Tâlib'in evinde kaldığı bilinmektedir. Bu ev, İsra olayının Mekke'deki başlangıç noktası olması hasebiyle önemlidir. Ancak, bu evin tam konumu ve özellikle bir 'pembe sütun' ile doğrudan ilişkilendirilmesi meselesi, tarihi kaynaklarda ihtilaflıdır:
Ezrakî'nin Kayıtları: 
Erken dönem Mekke tarihçilerinden Ezrakî, Ümmü Hani'nin evinin minare civarında bulunduğunu ve Abbasi Halifesi Mehdi dönemindeki (miladi 783-784 yılları) Mescid-i Haram genişletmesi sırasında camiye dâhil edildiğini belirtir. Bu bilgi, evin zamanla Mescid-i Haram'ın bir parçası haline geldiğini göstermekle birlikte, spesifik bir 'pembe sütun'dan bahsetmez.
Muhammed Tahir el-Kürdî'nin Çalışmaları: 
Daha yakın dönemde yaşamış olan Muhammed Tahir el-Kürdî gibi araştırmacılar da, Ezrakî, Fâsî ve eski planlar gibi kaynaklardan yola çıkarak Ümmü Hani'nin evinin yaklaşık yerini Babü'l-Vedâ minaresi civarında yeniden belirlemeye çalışmışlardır. Ancak bu çalışmalar da, 'pembe sütun'un evin tam yeri olduğuna dair kesin bir ifade içermez.
Aslında, erken dönem kaynakların hiçbiri — ne Ezrakî, ne Fâkihî, ne Fâsî gibi önemli Mekke tarihçileri, ne de Osmanlı dönemine ait planlar veya arşiv belgeleri — günümüzde bahsedilen 'pembe sütun'u Ümmü Hani'nin evinin tam yeri olarak göstermiş veya Miraç olayının buradan gerçekleştiğine dair bir kayıt düşmüştür. Bu sütunu tek tek takip eden bir topografik kayıt da mevcut değildir. Buna rağmen, 'bazılarının' erken kaynakların söylemediğini, 'birkaç asır sonra sütuna bakarak çözdüğü' iddiası, tarihi araştırma metodolojisi açısından kabul edilemez bir yaklaşımdır. Bu iddiayı ortaya atanlara, hangi kaynakta geçtiğini, hangi kitabe ya da belge ile desteklendiğini sormak en doğal haktır.

Sözlü Anlatımların ve 'Duyumların' Tarih Yazımındaki Yeri
İslami ilimlerde ve genel tarihçilikte, bilgilerin kaynağı ve doğruluğu büyük önem taşır. 'Ben böyle duydum' ya da 'burası kesin' gibi ifadelerle aktarılan bilgiler, sağlam bir tarihi dayanağı olmadan yayılırsa, zamanla hurafeye dönüşme ve toplumu yanlış bilgilendirme potansiyeli taşır. Bu durum, özellikle dini konularda çok daha hassastır, zira Allah Resulü'ne veya İslam tarihine atfedilen her yanlış bilgi, büyük bir vebal yükler.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s), bu konudaki hassasiyeti şu ikazıyla dile getirmiştir:
«Kişiye her duyduğunu anlatması yalan olarak yeter.» (Müslim, Mukaddime, no. 5)
Bu hadis-i şerif, duyulan her bilginin sorgulanmadan aktarılmasının, kişiyi yalan söyleme konumuna düşürmeye yeteceğini açıkça ifade etmektedir. Dolayısıyla, bir iddiayı 'tarih' diye insanlara anlatmadan önce, sağlam ve güvenilir kaynaklarla teyit edilmesi esastır. Kaynağı olmayan, delili bulunmayan bir iddiayı kesin bilgiymiş gibi sunmak, hem inanç açısından hem de ilmi sorumluluk açısından büyük bir hatadır.

Sonuç olarak, Mescid-i Haram'daki 'pembe sütun' etrafında şekillenen Miraç iddiaları, ne Kur'an-ı Kerim'in İsra tasvirine, ne de hadis ve siyer literatürünün Miraç açıklamalarına uygun düşmemektedir. Dahası, bu iddiaları destekleyen hiçbir erken dönem veya güvenilir tarihi kayıt bulunmamaktadır. Dini ve tarihi konularda bilgi aktarılırken, kavramsal tutarlılığın korunması ve bilgilerin muhakkak sağlam kaynaklara dayandırılması büyük önem taşımaktadır. Kulaktan dolma bilgilerle veya kişisel yorumlarla oluşturulan 'tarih' anlatımları yerine, asırlar boyunca titizlikle korunmuş ve aktarılmış sahih İslami ilim geleneğine müracaat etmek, hem yanılgıların önüne geçecek hem de inancın berraklığını koruyacaktır. Bu tür efsanelerin yayılması, ibadet mekanlarına atfedilen manevi değeri artırmak yerine, dini anlayışta kafa karışıklığına ve yanlış yönlendirmelere yol açabilir. Bu nedenle, İslam'ın kutsal mekanları ve Peygamberimizin hayatıyla ilgili bilgilerin, doğruluğu teyit edilmiş ve akademik esaslara dayalı bir yaklaşımla sunulması, ilmi ve dini sorumluluğun bir gereğidir.

Araştırma : @Diniek

Peygamberimizin Miraca Başladığı Yer.. yazımız için tıklayınız

Bu haberi paylaş:
۞

Yorumlar

Yorumlar